Sözcüklerin büyüsüne inanır mısınız

Canınız çok bunaldığında tasasını cömertçe diyenlerden misiniz, yoksa içine atıp kendini kahredenlerden mi? Ben hep ikincisiyim sanırdım. Daha doğrusu öyle olmalıyım sanırdım demeliyim. Aman kimselere tasa söylenmez, kan yutulur, kızılcık şerbeti içtim denilir. Şu ömür tek solukta yaşanır ve göçüp gidilir… Bu size tanıdık geldi mi?

Sonra, sözcüklerin beni saran büyüsünü keşfettikten sonra, ne çok şeyi tümceye döküp paylaşabileceğimi kavradım. Hem dünyanın işleyişi öyle düzgün ilerliyordu ki, ağzımdan çıkan hoş tümceler artarken, tasam efkârım tüy olup diyar diyar dolaşıyordu. Bir zaman sonra anladım ki, o tüyü biz insanlar olarak mutasyonlu davetli ediyorduk. Şimdi bendeki konukluğu son bulduysa, bir başkasının omzuna konacak, omzun sahibi evvel bir donakalıp onu yük sanacak, sonra da o tüy bir başka omuz bulmak için yeni bir gezintiye çıkacaktı…

Allah’ım, insan her gün bulguya sarih kalbi ve vücuduyla ne çok şey biliyordu kendisiyle alakalı…

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Buralara nasıl mı geldim?

Dün içimin bunaldığı bir anda, uzaklardan bir arkadaş eline sarılıp sıyrılırdım tasamdan. Bu kere de onun tümcelerinden dokundu ruhuma, lüzumu olan öğretiler. Onun, bana merhem tümceleri, olur ya sizi de sarsın istedim. Ondan aldığım izinle ve kendi yorumlarımla şifa saydığım tümcelerini aktarıyorum

“Can sıkmak endişelerimizle ilgili bir gidişat, endişelerimiz ise yaşamımız… İnsanlar dünyada ne yaparsa yapsın her şeyin kök sebebi endişelerimiz oluyormuş. Bu da bir nevi mesullük hissiyatı!”

İncir çekirdeğini doldursun yeter diyeceğim pek çok şeyi kendime tasa ederim zaman zaman. Öyle kahrolacağım tasalar değil bunlar. Ufkumu açsın diye üzerine düşünüp durduğum kelimeler, tadını unuttuğum lezzetler, sarılsın istediğim insanlar olur çoğu zaman. Natürel nihayetinde dünyaya tutunuşumuz beşeri.

Oysa an geliyor bir şey öyle çok yakıyor ki canımızı… Şu birkaç tümcelik ifade beni evvel salladı, sonra kendime getirdi. Zira haklıydı. Gerçekten çuvaldızı kendime daldırarak başladığım tüm yolculuklarımda gördüm ki, o canımı yakan her ne ise, hep evhamlarımdan doğuyordu ve geliştikçe gelişiyor, beni kabımdan taşırıyordu. Tıpkı iğneyi daldırdıklarımdan taşanlar gibi…

Evet, bu nihayetinde bir mesullüktü ve öğretimin devamında arkadaş elimin de dediği gibi, “Tersi olan sorumsuzluktan bin kat daha iyi”ydi…

Ya da değil miydi?

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Hepimiz sorumsuz olacağımız tek bir anın peşinde miyiz?

İletiler arkası arda kazançken, şu tersi olan sorumsuzluğun usumu çelmeye nasıl eğilimli olduğunu fark ettim. Bir yanım sorumsuz durabileceği tek bir an için delirirken, öbür yanım teknolojinin sabrımı deneyen yanıyla bir sonraki iletinin hemen gelmesini bekliyordu. Öğrendiniz değil mi o hissiyatı? O anda öylesine çok şey düşünüyordum ki, beynimin beni sorumsuzluk görüşüden uzaklaştırma biçimi, belleğimin özlemle ruhumu gıcıklayan anı oldu…

Hemen bir parantezle burnumun direğini sızlatan, özlem dinlediğim anların kokusunu, tadını vazgeçip giden o anı da paylaşmalıyım sizinle. Lise zamanlarında iletilerin ne değerli olduğunu düşünmem yetti buna. Şimdi bilindiği üzere tek tek yazılan tümcelerle giden iletiler, bir zamanlar hepimiz için hayaldi. Hepimiz şahsiyet rakamı kadar anlatırdık ya hani tasamızı; işte o zamanların sıcacık değişiydi omzumdaki peri tozu zerreleri. Bir tüyün ağırlığını, peri tozunun hafifliğine vazgeçtiği an, işte bütün de o özlem hatıraydı. Bazen böyle olur. Anında yaşadığın duyguyu çözemezsin, belleğin hemen geçmişten anlamsız bir irtibatla apayrı bir duygu çağırır, özlersin ve geçer. Uçuşan peri tozları, hamdolsunsun ki, zaman ve mekân tanımadan buna izin veren her ruhu sarar…

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Kelimeler büyülü, öğreniyorum

Çocukluğumdan kalma pek çok oyunum var; kendimi aldatmanın, anı kurtarmanın bir yolunu bulduğum. Psikolojik anlamda sağlamasını yapma gereği dinlemediğim ve bana iyi geldiğine inandığım oyunlar bunlar; şimdiye dek yeri geldikçe paylaştım sizinle. Bunlardan biri de sözcüklere olan inancım. Öğreniyorum, beni dehlizlerden çıkaracak kadar eforlular. Çocukken yalnız başıma oynardım bu oyunu. Şimdi yanıma bir dost katabiliyorum; paylaşmanın, artmanın bedelini bildiğimden beri…

Evet, kendi iç dünyamda atamadığım, içinden çıkamadığım bir negatif vakaydı dün yaşadığım ve dünde kaldı. Ne yaşadığımın bir ehemmiyeti yok ki, siz şu anda içinde bulunduğunuz gidişatı uyarlayıverin. Neticede yaşam kolay, hayat kolay… Öyle amaan kolay değil, içini doldurduğumuz anlamlarla çok kıymetli bir kolay bu! Belki de bütün anlamıyla var olmanın dayanılmaz hafifliği. Hafif olmak için var olmaktan başka elzem neye lüzumu olur ki insanın?

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Bazı vaziyetlerde sarıyor ya ruhumuzu kelepçeye almak isteyen duygularımız; hah işte öyle anlarda size şu tümceleri kuran insanlar bulun, yeter. Sonrasında aman kalbimizin en ücra köşelerini renklendiren peri tozlarına tek bir tüy dokunmasın. Ruhunuz, semana hep kırmızı balonlar göndersin…

“Belki bu negatif hadise, yapmaya cesaret edemediğin yeni bir atılımı hakikatleştirecek; kendine inan. Ben sana inanıyorum. Bir de stres anında gösterdiğimiz performans, en cılız halkamız; unutma! Şunu da unutma, sen yaptığı her şeyi hoşlaştıran ve en iyisini yapan bir bayansın! Bunu düşünerek motive olabilirsin…”

Dilerim sözcüklerin büyüyü size de bulaşsın. Biraz içimi de dökesim varmış natürel, o ayrı. Yeniden de yaşam hoş, peri tozlarıyla tadını çıkarmaya kıymet…

Var mı sizin de böyle kendinizi keşfettiğiniz, yer yer aldatıp, hep mutlu sezdiğiniz oyunlarınız? Paylaşsanıza benimle, beraber oynayalım…

Ve natürel unutmadan, sevgili arkadaş elim, ruhuma huzur veren tümcelerin için, yeni tümceler kurup paylamama vesile olduğun için teşekkür ederim…

Sevgimle…

Damla Karakuş

özel içeriğidir.