Gülriz Sururi kimdir

Oyunculuğunun yanında Engin Cezzar’a dinlediği sadakatli aşkla tanıdı onu Türkiye. Natürel ki onun daha çok oyuncu kimliği ile ilgileniyoruz, ama o, aynı zamanda bir bayan çok beğenirse neleri aşabileceğinin, ne çok şeyle beraber yaşamayı bilebileceğinin misallerinden. Bir de yaşı olmayan bir bayan. Güzel, kendisinin de dediği gibi: “Sanatçının yaşı yoktur”.Gözlerinden hiç silmediği kalemi, son 20 yıldır tepesinde küçücük topuzuyla her yaşında gencecikti…

Ve şimdi suskun sedasız gitti. Bize de içimizden onu uğurlamak kaldı. Sanatın ebedi ışığı içinde son yolculuğuna, kocasının yanına uğurlandı.

Ruhun şad olsun Gülriz Sururi…

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Çocukluğu

Gülriz, 24 Temmuz 1929’da, İstanbul’da, Suzan Lütfullah ve Lütfullah Sururi Bey’in çocukları olarak dünyaya geldi. Babası, ilk operet kurucularındandı. Annesi ise, bir opera sanatçısıydı; Türkiye’nin ilk primadonnası.

Onunki apayrı bir çocukluktu. Tiyatroyu sanki anne karnında ezber ederek doğmuş ve kulislerde gelişmişti. Bebekken başlamıştı tiyatro izlemeye. Minik bir çocuk için aşırısıyla renkli, sihirli bir dünyaydı. Evet, anne babadan kaderliydi belki tiyatro mevzusunda. Yeniden de tiyatroyla iş anlamında tanışmak için 12 seneye ve bir başka tiyatroya gereksinim vardı.

Bir de çok erken annesiz kaldı. Henüz 2 yaşındaydı. Seneler sonra bir müzakeresinde, “Yaşamıma annesiz bir çocukluk damgasını vurdu” diyecekti bugünler için. Babasıyla beraber 5 amcası, anneannesi ve babaannesinin himayesinde gelişti. Özellikle babaannesi çok katıydı. Umutsuz, genel anlamda mutsuz, suçsuz bir çocuktu Gülriz. Bundan sonra onun annesi olup kalbini, ruhunu epilepsini hep tiyatro olacaktı. Bir de çok sonradan kazandığı hayata keyfi. Yaşayamadığı ne varsa karşılama edecekti. Misalin, hiç bebeklerle oynayamamıştı. İçinde ukde vazgeçmeyecek, 30’undan sonra kendine bir oyuncak bebek alıp, çocukluğundaki zararı tamir edecekti…

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Tiyatro, onu sarmaladı

Gülriz, annesizliğinin verdiği beceriksizlikle erken gelişmiş, bir hayli şeyi keşfederek bilmek zorunda kalmıştı. Dostsuz gelişmiş, tiyatronun sihrine kapılıp iyileşmenin yollarını aramıştı. Buldu da. İlk kere 12 yaşında bir çocukken İstanbul Kent Tiyatrosu’nda, Çocuk Bölümü’nde asıl anlamda tanıştı tiyatroyla. Hiç dostu olmadan kendiliğindene ebeveynleri içinde gelişmenin yollarını arayan Gülriz, ilk kere sosyalleşiyordu. Yalnızca dost edinmekle kalmamış, uzaktan bildiği tiyatronun kucağına sığınmıştı. Dans ediyor, şarkılar söylüyor, içinde bugüne dek gizlediği ne kadar duygu varsa ‘rol icabı’ dışa vuruyordu. Mutsuz suretini nihayet bir kenara vazgeçmeyi muvaffak olmuş, sonra da tamamen geride vazgeçmişti. Zira içinde dolmaz diye düşündüğü o boşluğu dolduracak bir hayat kaynağı bulmuştu.

Tiyatroyu bir anne kabul edişini seneler sonra bir müzakeresinde şöyle dile getirecekti:

“Tiyatro, beni hep bir ana gibi sardı sarmaladı. Ne sordumsa yanıtladı. Öğretmekten hiç usanmadı. Yol gösterdi. Tercihlerimde hür vazgeçti. Başarınca heveslendirdi, taçlandırdı. Kusurlarımın cezasına sürükletti. Ve beni, yaşamın her türlü haline hazırlayan oyunlar oynattı. Sevgiyi, aşkı, hıyaneti bildim. Zenginliği, fukaralığı tanıdım. Tercih hep benimdi. Tiyatro, benim annemdi…”

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Oyunculuğa başlarken

Oyunculuk için ilk adımını 12’sinde İstanbul Kent Tiyatrosu’nda atmıştı. Muhsin Ertuğrul’un isteğiyle sahneye çıkmıştı. Doğuştan hünerliydi tiyatro mevzusunda. Sonra yarıyılın en ehemmiyetli hocalarından tiyatro, nam ve bale dersleri aldı. Kendini yenik ve eforsuz sezerken, eğitilmenin, öğretilmenin ve sosyalleşmenin sevincine varıyordu.

Gülriz, İstanbul Belediye Konservatuarı, Tiyatro ve Nam Kısımlarında okudu. Mektep sırasında bir yandan da özel topluluklarla sahneye çıkıyordu. Başrol oynamaya dahi başlamıştı. 1943’te, İstanbul Kent Tiyatrosu’nda sahneye çıktığı “Kurbağalar” ve “Su Kızı”oyunlarıyla Gülriz, profesyonel bir talebe olmanın şerefini ufacık vücudu ve iri kalbinde dinliyordu.

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Cadde Kızı İrma

Çocuk Kısmında aldığı sahnenin ardından 1960’ta Muammer Karaca ve Dormen Tiyatroları’nda oynamaya başladı. 1961’de Dormen Tiyatrosu’na geçmiş ve burada ona galibiyetin kelime karşılığını sezdirecek Cadde Kızı İrma oyununu oynamıştı. Cadde Kızı İrma rolü ile Gülriz, İlhan İskender Mükâfatı’nde, En İyi Bayan Oyuncu seçildi.

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Gülriz Sururi evlendi

Engin Cezzar, Yale’de okumuş ve Amerika’dan döner dönmez de “Hamlet” oynamaya başlamıştı. Gülriz henüz onu tanımıyordu, ancak her yerde, herkes Engin’den ve onun galibiyetinden bahsediyordu. Gülriz de o sırada “Cadde Kızı İrma” idi.

Sonra tanıştılar. Zamanla da gazeteler ”Cadde Kızı İrma’yla Hamlet’in aşkı”nı yazdı. Gülriz, Engin’den bütün 6 yaş büyüktü. “Ben 40’ıma geldiğimde o 34 olacak” diye çok evham duysa da, aşkına laf geçiremiyordu. Bir müzakeresinde şöyleydi seneler sonra bu mevzuya dair lafları: “‘3 yıl sürsün n’olur’ dedim. Onun için dahi kıymetti”.

Çok hoş bir aşktı yaşadıkları. 1962’de evlendiler. Konutluluklarının başlangıcını ve sonrasını da bir başka müzakerede şöyle özetleyecekti: “‘Herhalde bu konutluluk en fazla 10 sene sürer!’ diye düşünmüştüm. Kimseyle bir ömür geçirebileceğimi hayal etmezdim. Ama oldu. 55 yıldır beraberiz. Ve her şey, fark etmeden, kendiliğinden oldu. İyi vakalar da, makûs vakalar da… Biz öyle bakakaldık. Engin’le boşandığım zaman, ‘Bu ufalayış bizi ya bütün ayıracak ya da tamamen birleştirecek!’ diye düşünmüştüm”.

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Evet, araya bir yarıyıl ayrılık da girdi. “Bayağı Türk erkeği vaziyeti; çapkınlık işte” diye özetliyordu bu vaziyeti yeniden seneler sonraki Gülriz. 1997’de ufaladılar. İçinde bir yerlerde onu bağışlayamıyordu. Ama ayrı da kalamadılar reelinde. Konutlar ayrıydı, ama birbirlerine bağlılıkları hiç bitmedi. “‘Engin bunu nasıl yapsam’ diye açıp sorardım. O kadar güvenebileceğim başka kimse yok zira” diyecekti bugünler için”.

Yalnızca 2 sene ayrı kalabildiler bu biçimde. 1999’da tekerrür evlendiler. Hatta bu kere öneriyi Gülriz, “Beraber ihtiyarlamaya ne dersin?” diyerek etmişti. Onlar, birbirlerinin ömürlük aşkıydı. Bir daha da hiç parçalamadılar. Reelinde bağışlamak güçtü. Seneler sonra bu mevzuyu da şöyle analiz etecekti:

“Başta bağışlamam varsayıyorsun. Zati o surattan içim kan ağlaya ağlaya boşandım. Hatta boşamıyordu beni. Güçle oldu azıcık… Hıyaneti kabullenmek hiç basit değil. Ama şu var: O sana âşık, kandırmadı ki. Senden kopmadı, vazgeçmek istemedi. Uzaktan, yabancılaşarak izlediğinde bir yerde hak dahi verebiliyorsun. Karşı tarafın usundan devamlı “Acaba başkası nasıl olurdu” diye geçirmesi de iyi değil. Sonra karşısındaki bayana düşman olur belki, ‘Senin suratından kimseyi tanıyamadım’ diye”.

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Reelinde kandırıldığını hiç unutmamıştı. Belki de en çok kendisi için, aşkı yaşamak için bir uğur daha vermeyi istemişti. Kim öğrenir, belki en çok kendine. Yoksa unutulmuyordu, her duygunun saklandığı bir çekmece vardı elbet…

Aradan seneler geçti. Acısıyla tatlısıyla muhteşem istekli bir aşktı yaşadıkları. Sonra Engin’de bir hastalık peyda oldu; Afazi. Başka Bir Deyişle, beyindeki alakalı alanların yıkımı neticeyi, konuşma veya konuşulanı anlama marifetinin kaybı. Kalbiyle alakalı bir kan inceltici ilaç alıyordu. 15 gün kendi isteğiyle ilaçları vazgeçti. Bunun kıymeti de ağır olmuştu. Beynine bir pıhtı atmıştı ve netice, Afazi oldu. Ona bir an dahi bırakmadan, hep yanında olan elbette Gülriz’di. Hatta ilerleyen süreçte “Ya ben ondan evvel can verirsem, ona kim bakar?” endişesine dahi düşmüştü.

Hep en bedelli şeyin hoşlandığınla sürdüğün vakit olduğuna inandı ve dopdolu yaşadı. Bir hatırasını şöyle anlatıyordu yeniden bir müzakeresinde:

“En bedelli şey vakit, beğendiğin insanla geçirdiğin vakit. Bu yaz, Engin’e bir şey için kızdım. Kendimce darıldım başka bir deyişle. O ne yapsa, oralı olmuyorum filan. Neyse yukarıya çıktı, yatağa yattık. O böyle, ‘Hadi gel barışalım” der gibisinden kolunu uzattı, ‘Omzuma gel’ demeye getirdi. Daha Önceki Gülriz gitmezdi. Ama bugünkü Gülriz olarak düşündüm, nasıl olsa beş gün sonra gideceğim o omuza. O omuz, benim yaşamda kendimi en huzurlu sezdiğim yer. Birden, ‘Neden vakit kaybedeyim ki?’ dedim, hemen gittim sarıldım. Gençliğimde böyle değildim”…

İyi ki de o omuzda daha çok vakit geçirmesi gerektiğini hala müddeti varken kavramıştı. Zira Engin Cezzar, 28 Ocak 2017’de can verdi. Gülriz ise, “Yan odadayken dahi özlüyordum”diyordu…

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Aşkla muvaffak oldular

Gülriz ve Engin, evlendikleri sene Minik Sahne’de, “Gülriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu”nu kurdu. İki galibiyetli oyuncu aşkla gelen muhteşem bir ortaklık kurmuştu.

Bu ortaklığın yanında oyunculuğundaki zafer de çoğalarak devam etti. Rolleri hep mükâfatla taçlandı. Özellikle ilk kere 31 Mart 1964’te sahnelenen, Haldun Taner’in yazdığı, Genco Erkal’ın idarediği “Keşanlı Ali Epopeyi”ndaki Zilha rolü ile daha da ünlenmişti. Çok uzun bir zaman, kapalı gişe oynadılar.

Bu kere 1966’da oynadığı “Teneke” oyunundaki rolüyle bir kere daha İlhan İskender Mükâfatı’nde En İyi Bayan Oyuncu oldu. Yeniden aynı sene, Türk Bayanlar Birliği, onu, Senenin Bayanıilan etti. 1971’de ise, “Hint Kumaşı” oyunu ile En İyi Bayan Oyuncu mükâfatını üçlemiş oldu.

1979 – 1980 senelerinde Mehmet Akan ile beraber, topluluğun o güne dek oynadığı tüm oyunlardan derledikleri “Uzun İnce Bir Yol”da oynadı. 1982 – 1983 sezonunda ise sansasyonel bir başka oyunla seyircisinin karşısındaydı: Kaldırım Serçesi. Başar Sabuncu, Edith Piaf’ın biyografisinden oyunlaştırmıştı. Gülriz, ikonlaşacağı bir kişiliğe daha bürünmüştü. Bu oyundaki rolüyle Avni Dilligil En İyi Bayan Oyuncu Mükâfatı, İzmir Gazeteciler Derneği Altan Artemis Mükâfatı ve Milliyet Gazetesi 1983 Süperstar Tiyatro Oyuncusu Mükâfatı’ne layık görüldü.

Biricik aşkı Engin’in uyarladığı ve idarediği “Filumen”, Bilgesu Erenus’un yazdığı, Rutkay Aziz’in sahnelediği “Halide”, Edward Albee’nin “Tatlı Para” Everything in teh Garden ve daha bir hayli oyundaydı. Gülriz, sahnede kah güldürdü, kah ağlattı. Ama orada olmanın hep tadını çıkardı ve tadında vazgeçmeyi de öğrendi. 1998’de Kültür Bakanlığı, ona, “Devlet Sanatçısı” unvanı verdi. Gülriz de, 1999’da son kere “Söyleyeceklerim Var” oyunu ile sahnedeydi. Sahneye bir oyuncu olarak vedasını etti. Elbette tiyatrodan hiç kopmadı. İdareyici olarak tiyatroya katkıda bulunmaya devam etti…

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Al La Luna

Gülriz, sinemada ya da televizyon dizilerinde yer almadı. Yalnızca 1990’da 5 sene sürecek “Al La Luna” isimli yemekli sohbet programını sunmaya başladı. Şüphesiz bu, onun en çok tanınır olduğu zaman dilimiydi. Doğrusu hayal dahi edemeyeceği bir para da ödemişlerdi. Bu parayla yatırım yaptı. İş de içine sinmişti. Hoş arkadaşlıklar kurduğu neşeli bir takımla çalıştı.

Her şeyin bir şeylere yetişen emeli vardı şu yaşamda. Bu programdan aldığı parayla yaptığı yatırım, seneler sonra Engin’in hastalığında kurtarıcı oldu.

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Kitap yazdı

Gülriz, oyunculuğunun yanında özellikle yazdığı ve idarediği oyunlar da vardı. Ancak o, kitap da yazdı. Yazarlığa hatıralarını yazarak başlamıştı. Nihayetinde bir yemek kitabı olmak üzere toplamda 7 kitap yayımladı. 6’sında hayatını anlatıyordu.

1991’de yayımladığı ilk kitabı “Biz Bayanlar” idi. İlk anı kitabı da, 2000′ de yayımladığı “Kıldan İnce Kılıçtan Aşikarca” oldu. Yeniden 2000’de, 1980 sonrasındaki yarıyılını anlattığı ikinci kitabına ise, “Bir An Kazanç” ismini vermişti. 2003’te “Girmediğim Caddelerde”, 2004’te “Senden Hoşlanıyorum” ve 2016’da, “Zefiros: Ebedi Gençlik Rüzgarı” kitaplarını yayımladı.

Bir zaman Mimar Sinan Üniversitesi’nde tiyatro dersleri verdi. 2008’de, “Biz Sıfırdan Başladık” ismini verdiği oyununu, Mimar Sinan Üniversitesi Hoş Sanatlar Fakültesi talebelerinin kurduğu “Konçinalar Kumpanyası” isimli toplulukla sahneledi. Bu kere rejisör koltuğundaydı.

Müzikallerde sergilediği performanslarla özellikle dikkat sürükleyen Gülriz, Temmuz 2003’te oyunlarında seslendirdiği şarkılarından oluşan bir de albüm çıkardı: “Müzikli Hallerim”.

Gülriz Sururi kimdir - biyografisi

Gülriz Sururi can verdi

Gülriz Sururi, bir vakittir sindirim sisteminden rahatsızdı. Rehabilitasyon gördüğü sağlık kurumunda 31 Aralık 2018’de yaşama gözlerini kapadı. Suskun sedasız, yan odaya gitse çok özlediği kocasının yanına gitti. Bir de en son 2 yaşında gördüğü annesine şüphesiz.

Manevi kızı Zeynep Miraç Özkartal haberi, “Suskun bir defin istediği için vasiyetini yerine getirdik. Kendisi definden sonra duyurulmasını istedi. Bir vakittir sindirim sisteminden rahatsızdı. Dün kaybettik. Bugün defnettik. Vasiyeti gereği başka bilgi paylaşamıyoruz” söylemesi ile duyurdu.

Gülriz Sururi, son verdiği mülakatlardan birinde vasiyetini şöyle söylemişti:

“Bir kısmını Modern Hayatı Destekleme Derneği’ne bağışlamıştım. Bir kısmını da Aziz Nesin Matematik Köyü’ne bırakacağım. Tiyatroyla alakalı bir fon oluşturacağım. Zati büyük bir mirasım yok. Ama cenaze merasimi istemiyorum. Zira ben ‘cami avlusu kokteyl partisi’ istemiyorum. Bizim insanımızın merasim kültürü yok. Ne yapıyorlar? “Ay saçın ne hoş olmuş” Yok efendim, “Üstündekini nereden aldın?” Böyle şeyler olacağına merasim yapılmasın”.

Gülriz Sururi, kararlı yaşadığı yaşamının sonuna gelmişti. Asıl aşkı sabrıyla, isteğiyle ve acısıyla yaşayarak göçtü bu dünyadan. Elbette bir hayli sanatçıda olduğu gibi alkış da var, hoşlanmayanı de. Bize düşen ardından bir dua okumak.

Tiyatroya verdiği gönül, annesiz kalmanın sancısını yaşamına ömürlük yayan, kocacığıyla aşkı her tonuyla yaşayan bir Gülriz Sururi geçti bu dünyadan…

İyi ki…

Damla Karakuş

[email protected]

Not: Yaşam Öyküsünü okumak istediğiniz şahısları lütfen bizimle paylaşın.

Instagram: biyografivekitap

özel içeriğidir.